Katılım Sigortası Nedir, Nasıl Çalışır?

Paylaşılma Tarihi: 10 Haziran 2026 Güncelleme Tarihi: 12 Ekim 2026
Katılım Sigortası Nedir, Nasıl Çalışır?

Katılım sigortası, katılımcıların ödediği katkı paylarının ortak bir risk fonunda toplandığı ve hasar yaşayan katılımcıların zararının bu fondan karşılandığı, faizsiz finansal araçlarla yönetilen bir sigorta modelidir. Geleneksel sigortadan en temel farkı, riskin sigorta şirketine devredilmesi yerine katılımcılar arasında paylaşılması ve fonun yalnızca faizsiz yatırım enstrümanlarında değerlendirilmesidir. Türkiye’de katılım sigortacılığı SEDDK denetiminde faaliyet gösterir ve her şirketin işlemleri bağımsız bir Danışma Komitesi tarafından denetlenir.

Arapça kökenli “tekafül” kelimesinden gelen bu sistem; faizsiz sigorta, İslami sigorta ya da helal sigorta gibi farklı isimlerle de anılır ama hepsi aynı mekanizmayı tarif eder. Türkiye’de 2009 yılında ilk katılım sigorta şirketinin kurulmasıyla başlayan sektör, 19 Aralık 2020’de yayımlanan “Katılım Esasları Çerçevesinde Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik” ile güncel çerçevesine kavuştu ve son yıllarda hızla büyüyen bir alan haline geldi.

Katılım Sigortası Ne Demek? Tekafül ile İlişkisi

Katılım sigortası, Türkiye’deki resmi adlandırmasıyla “katılım sigortacılığı”, Arapça kökenli “tekafül” kelimesinin Türkçe karşılığıdır. Tekafül; “kefalet” kökünden türemiş olup birbirine kefil olmak, karşılıklı garanti vermek anlamına gelir. Bu kelime sistemin özünü tam olarak tarif eder çünkü katılım sigortasında her katılımcı hem güvence altına alan hem de güvence altına alınan konumundadır. Yani sigortalılar birbirlerinin zararını karşılamak üzere ortak bir taahhüt verir, sigorta şirketi ise bu mekanizmayı yöneten taraf olarak konumlanır.

Aynı sistem için Türkiye’de ve dünyada birden fazla terim kullanıldığı için kafa karışıklığı yaşanabiliyor. “Katılım sigortacılığı” mevzuatta ve resmi yazışmalarda kullanılan terim; “tekafül” akademik ve uluslararası literatürdeki karşılığı; “faizsiz sigorta”, “İslami sigorta” ve “helal sigorta” ise halk arasında ve şirketlerin pazarlama dilinde sıkça karşılaşılan ifadeler. Bunların hepsi aynı yapısal modeli, yani prim havuzu üzerinden risk paylaşımına dayanan ve fonların faizsiz enstrümanlarda değerlendirildiği sigortacılık modelini ifade ediyor.

Sistemin kavramsal arka planı, geleneksel sigortacılıkta İslami finans ilkelerine aykırı görülen üç unsuru ortadan kaldırma çabasına dayanır: faiz (riba), aşırı belirsizlik (garar) ve kumar benzeri risk üstlenimi (maysir/meysir). Katılım sigortası bu üç unsurun yerine yardımlaşma, şeffaflık ve risk paylaşımını koyar. Katılımcının ödediği tutar da bu nedenle “prim” değil “katkı payı” ya da “bağış” (teberru) olarak adlandırılır; çünkü ödeme bir hizmet karşılığı değil, ortak havuza yapılan bir katkı olarak konumlanır. Sigorta şirketinin rolü bu noktada vekil ya da yönetici sıfatına dönüşür; havuzun sahibi değil, işleten taraftır.

Katılım Sigortası Nasıl Çalışır?

Katılım sigortasının işleyişi, geleneksel sigortadan kavramsal olarak ayrılan bir akışa sahip olsa da pratikte aynı sonuca ulaşır: hasar gerçekleştiğinde tazminat ödenir. Aradaki fark, paranın yolculuğudur. Katılımcı, sigorta şirketine bir “prim” değil katkı payı öder. Bu katkı payı, şirketin kendi geliri olarak değil, tüm katılımcıların ortaklaşa sahip olduğu bir risk fonunda toplanır. Fon, katılımcılardan birinin hasar yaşaması halinde ona tazminat ödemek için kullanılır. Yani sigortalı kişi, hem fonun bir parçasıdır hem de gerektiğinde fondan yararlanan tarafıdır.

Risk fonundaki paranın boş durmaması için bu fon yatırıma yönlendirilir, ancak burada katılım sigortasını ayrıştıran bir kural devreye girer: yatırımlar yalnızca faizsiz finansal araçlarda yapılır. Bu araçların başında sukuk (kira sertifikası), katılım bankaları nezdindeki katılım hesapları, BİST Katılım Endeksi’ne uygun hisse senetleri ve kıymetli madenler gelir. Hangi enstrümanın kabul edilebilir olduğuna ise bir sonraki bölümde ele alacağımız Danışma Komitesi karar verir. Bu denetim, sistemin kendi iç tutarlılığını sağlayan mekanizmadır.

Sistemde sigorta şirketi havuzun sahibi değildir; havuzu işleten taraftır. Bu işletme karşılığında şirket bir gelir elde eder ama bu gelirin hangi modelle hesaplandığı şirketten şirkete değişebilir. Yine bir sonraki bölümde göreceğin üç temel model bu noktada devreye girer. Önemli olan şudur: hangi model kullanılırsa kullanılsın, fon katılımcılara aittir ve şirket fonu yöneten, denetlenen bir taraf olarak kalır.

Bir poliçe döneminin sonunda fonda, hasar ödemelerinden ve operasyonel giderlerden sonra para artarsa, bu değer “bakiye” olarak adlandırılır. Bakiyenin nasıl değerlendirileceği şirketin uygulamasına göre değişir; bir kısım şirket bakiyeyi katılımcılara dağıtır, bir kısmı bir sonraki döneme aktarır, bir kısmı ise sosyal amaçlı kullanır. Türkiye’de bakiye iadesi uygulamasını 2016 yılında ilk kez Neova Katılım Sigorta yapmıştır.

Bakiye iadesi, katılım sigortasını geleneksel sigortadan en görünür şekilde ayıran finansal sonuçtur; çünkü geleneksel sigortada poliçe dönemi sonunda artan para sigorta şirketinin kârı olarak kalır, katılım sigortasında ise bu paranın bir kısmı katılımcılara dönebilir.

Yönetim Modelleri: Mudarebe, Vekalet ve Hibrit

Katılım sigortasında risk fonunu kimin, nasıl yöneteceği önceden belirlenmiş bir sözleşmeye bağlanır. Bu sözleşmenin yapısına göre üç temel yönetim modeli ortaya çıkar: mudarebe, vekalet ve hibrit. Her üç model de fonun katılımcılara ait olduğu gerçeğini değiştirmez; değişen tek şey, fonu işleten şirketin bu işten nasıl gelir elde edeceğidir.

Mudarebe modelinde şirket, katılımcıların oluşturduğu fonu işleten girişimci sıfatıyla hareket eder. Şirket fona kendi sermayesini koymaz; emek ve uzmanlık koyar. Fonun yatırımlardan elde ettiği kâr, önceden belirlenmiş bir oranla katılımcılar ve şirket arasında paylaşılır. Yatırımdan zarar çıkarsa zarar fona aittir, şirket emeğinin karşılığını alamaz. Bu modelin temel mantığı kâr-zarar ortaklığı olduğu için “ortaklık modeli” olarak da anılır.

Vekalet modelinde ise şirket bir vekil sıfatıyla çalışır. Katılımcılar fonun yönetimi için şirkete vekalet verir; şirket bu vekaletin karşılığında, fonun yatırım performansından bağımsız olarak, önceden belirlenmiş sabit bir yönetim ücreti alır. Yatırımlardan elde edilen kâr ya da zarar tamamen fona, dolayısıyla katılımcılara aittir; şirketin payı yoktur. Bu model özellikle Körfez ülkelerinde yaygın kullanılır ve vekalet sözleşmesinin İslam hukukundaki klasik tanımına en doğrudan oturan yapıdır.

Hibrit model ise adından da anlaşılacağı üzere bu iki modelin birleşimidir. Genellikle şirket fonun sigortacılık operasyonu kısmını vekalet sözleşmesi ile yönetir ve sabit bir yönetim ücreti alır; fonun yatırım kısmını ise mudarebe sözleşmesi ile yönetir ve yatırım kârından pay alır. Böylece operasyonel hizmet ile yatırım yönetimi farklı sözleşme türleri altında ele alınmış olur. Türkiye’deki katılım sigorta şirketlerinde yaygın olarak görülen yapı budur; çünkü hem operasyonel sürdürülebilirliği hem de yatırım performansına bağlı motivasyonu aynı anda mümkün kılar.

Hangi modelin uygulandığı poliçe öncesinde katılımcıya bildirilir ve bilgilendirme formlarında yer alır. Şirketin Danışma Komitesi, seçilen modelin İslami finans ilkelerine uygunluğunu denetler ve modelin uygulanmasındaki tüm detayların katılım esaslarına aykırı olmadığını teyit eder.

Danışma Komitesi ve Denetim

Katılım sigortacılığını geleneksel sigortadan ayıran en somut yapısal farklardan biri, her şirketin bünyesinde bağımsız bir Danışma Komitesi bulundurma zorunluluğudur. Bu komite, şirketin faaliyetlerinin katılım esaslarına uygunluğunu denetleyen iç gözetim mekanizmasıdır ve görev tanımı 19 Aralık 2020 tarihli “Katılım Esasları Çerçevesinde Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik’te (komitenin görev ve sorumlulukları 8. madde, üye nitelikleri 9. madde) net olarak düzenlenmiştir.

Danışma Komitesi’nin görev alanı geniştir. Şirketin sunduğu sigorta ürünlerinin katılım esaslarına uygun olup olmadığını inceler; risk fonunun yatırım yapacağı enstrümanları onaylar ya da reddeder; yeni ürünlerin tasarımına ilişkin görüş verir ve yapılan tüm finansal işlemlerin sözleşmelere uygunluğunu denetler. Komitenin uygun görmediği bir yatırım enstrümanı şirket portföyüne giremez, uygun görmediği bir ürün de katılım poliçesi olarak satılamaz.

Komite üyelerinin niteliklerine ilişkin de spesifik kriterler bulunur. Danışma Komitesi asgari üç üyeden oluşur ve üyelerin en az üçte ikisinin İslami ilimler veya dengi alanlarda en az lisans düzeyinde öğrenim görmüş olması zorunludur. Diğer üyelerin ise katılım finans alanında lisans ya da lisansüstü derecesine sahip olmasının yanı sıra finans alanında en az beş yıl mesleki deneyime sahip olması gerekir. Yönetmelik ayrıca Danışma Komitesi üyelerine ait bilgilerin şirketin internet sitesinde yayımlanmasını zorunlu kılar; bu şeffaflık katılımcının hangi otorite altında denetlenen bir sisteme dahil olduğunu önceden bilmesini sağlar.

Şirket içi bu denetim mekanizmasının üzerinde ise SEDDK’nın doğrudan denetimi yer alır. Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu, hem geleneksel sigortacılık mevzuatına hem de katılım sigortacılığına özel yönetmeliklere uyumu denetler. Yani katılım sigortası iki katmanlı bir denetime tabidir: kendi şirketinin Danışma Komitesi ve sektörün tamamını gözeten SEDDK.

Katılım Sigortası ile Geleneksel Sigorta Arasındaki Fark

Katılım sigortası ile geleneksel sigortayı bir kalemde özetlemek gerekirse: ikisi de seni aynı risklere karşı korur, ikisinden de aynı türde teminatları alabilirsin, ikisi de SEDDK denetimi altındadır. Fark, paranın kime ait olduğu ve nasıl yönetildiği sorularının cevabında yatar. Geleneksel sigorta risk transferine dayanır; sen primini ödersin, riski sigorta şirketi üstlenir ve karşılığında bir tazminat sözü verir. Katılım sigortası ise risk paylaşımına dayanır; sen ve diğer katılımcılar ortak bir fon oluşturursunuz, hasar yaşayanın zararı bu fondan karşılanır ve şirket bu mekanizmayı yöneten taraf olarak konumlanır.

Bu temel ayrımdan başka pek çok yapısal fark da doğar. Aşağıdaki tablo iki sistemi yan yana koyduğunda farkı en somut şekilde görebilirsin.

Karşılaştırma kriteriGeleneksel sigortaKatılım sigortası
Sistem mantığıRisk transferiRisk paylaşımı
Ödenen tutarın adıPrimKatkı payı
Fonun mülkiyetiSigorta şirketine aitKatılımcılara ait
Şirketin rolüRisk üstlenen tarafFon yönetimi yapan taraf (vekil ya da işletici)
Yatırım araçlarıFaizli veya faizsiz, sınırlama yokSadece faizsiz finansal araçlar (sukuk, katılım hesapları, kıymetli madenler, BIST Katılım Endeksi’ne uygun hisseler)
Dönem sonu artık değerŞirketin kârı olarak kalırKatılımcılara dağıtılabilir, sonraki döneme aktarılabilir veya sosyal amaçlı kullanılabilir
İç denetimGenel iç denetim mekanizmalarıGenel iç denetim mekanizmaları + bağımsız Danışma Komitesi
Tabi olunan mevzuatSigortacılık mevzuatıSigortacılık mevzuatı + Katılım Esasları Çerçevesinde Sigortacılık ve Bireysel Emeklilik Faaliyetlerine İlişkin Yönetmelik

Tabloyu okurken dikkat etmen gereken nokta şudur: bu farklar teminatların kapsamını ya da hasar ödeme süreçlerini değiştirmez. Katılım kasko poliçesiyle yaptırdığın bir kaza, geleneksel kaskoyla yaptırdığın bir kazadaki gibi karşılanır; aynı eksper süreci işler, aynı tamir yöntemleri uygulanır. Aradaki fark, fonun yönetimi ve mülkiyeti tarafındadır; ürünün sana sağladığı koruma açısından iki sistem büyük ölçüde aynı sonucu verir. Bu nedenle katılım sigortasını tercih etmenin pratik açıdan bir teminat farkı yaratmadığını, ancak tercihinin fonun nasıl yönetilmesini istediğinle ilgili bir tercih olduğunu bilmek gerekir.

Katılım Sigortası Caiz mi? Diyanet’in Yaklaşımı

Katılım sigortasına yönelen pek çok kişinin aklında ilk soru sigortanın dini açıdan uygun olup olmadığıdır. Bu soruya yetkili kaynaklardan cevap vermek için Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun açıklamalarını kaynak aldık.

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, sigortacılığın dini hükmüne ilişkin çeşitli kararlar almıştır. Kurul’un yaklaşımının özünde sigortanın türüne göre değerlendirme yapma anlayışı yer alır. Zorunlu sigortalar (trafik sigortası, DASK gibi) yasal zorunluluk kapsamında değerlendirilir. İhtiyari hasar sigortaları (kasko, sağlık, konut gibi) açısından ise Kurul’un en temel şartı sigorta edilen konunun dinen helal olmasıdır[1] (örneğin yasa dışı veya haram bir işletmenin sigortalatılmaması gibi). Birikimli hayat sigortası ve bireysel emeklilik sistemi gibi getiri sağlayan ve fon yönetilen ürünlerde ise primlerin değerlendirildiği yatırım araçlarının niteliği ve dinen meşru (faizsiz) alanlarda işletilmesi en belirleyici unsur olarak kabul edilir.[2]

Katılım sigortacılığı tam da bu hassasiyetleri karşılamak üzere geliştirilmiş bir alternatif olarak konumlanır. Sistemin yapısı, katılımcının ödediği katkı payının faizli enstrümanlarda değerlendirilmemesini ve fonun bağımsız bir Danışma Komitesi gözetiminde yönetilmesini garanti altına aldığı için inanç hassasiyeti olan bireyler tarafından tercih edilen bir model haline gelmiştir. Bununla birlikte sigortanın dini hükmüne ilişkin nihai değerlendirme bireysel bir karardır; bu konuda kesin bir görüş almak isteyenler doğrudan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun resmi kararlarına ya da Alo Fetva hattına başvurabilir.

Burada altını çizmek gerekir ki katılım sigortası yalnızca inanç hassasiyeti olanlara hitap eden bir ürün değildir. Sistemin sunduğu şeffaflık, fon mülkiyetinin katılımcıda kalması ve bakiye iadesi gibi mekanizmalar, dini referanslardan bağımsız olarak da etik finans arayışında olan herkesin ilgisini çekebilecek özelliklerdir.

Katılım Sigortasının Avantajları

Katılım sigortasının sunduğu avantajları konuşurken slogan yerine sistemin yapısından doğal olarak çıkan somut faydalara odaklanmak daha yararlı olur. Bu faydalar, ürünün teminatlarından değil, fonun nasıl yönetildiğinden ve denetlendiğinden kaynaklanır.

İlk ve en somut avantaj fonun faizsiz finansal araçlarda değerlendirilmesidir. Katılımcının ödediği katkı payları sukuk, katılım hesapları, BIST Katılım Endeksi’ne uygun hisse senetleri ve kıymetli madenler gibi enstrümanlarda yönetilir; faizli yatırım araçları kullanılmaz. Bu, inanç hassasiyeti olan katılımcılar için doğrudan bir uygunluk sağlar; etik finans arayışındaki diğer kullanıcılar için ise paranın hangi araçlarla işletildiğine dair şeffaflık anlamına gelir.

İkinci avantaj dönem sonu bakiye iadesi imkanıdır. Geleneksel sigortada poliçe döneminin sonunda fonda kalan para sigorta şirketinin kârına yazılır; katılım sigortasında ise hasar ödemeleri ve operasyonel giderler düşüldükten sonra fonda artı bakiye kalmışsa bu tutar şirket kârı olarak değil, katılımcılara ait bir değer olarak değerlendirilir. Bakiyenin nasıl kullanılacağı şirkete göre değişir; bir kısım şirket katılımcılara dağıtım yapar, bir kısmı sonraki döneme aktarır, bir kısmı ise sosyal amaçlı kullanır. Bu mekanizma, sigortayı tek yönlü bir maliyet kaleminden çıkarıp katılımcının da finansal sonuca dahil olabildiği bir yapıya dönüştürür.

Üçüncü avantaj iki katmanlı denetim mekanizmasıdır. Katılım sigorta şirketleri bir yandan sektörün tamamını gözeten SEDDK denetimine, diğer yandan kendi bünyelerindeki bağımsız Danışma Komitesi’nin denetimine tabidir. Danışma Komitesi’nin uygun görmediği bir ürün satılamaz, uygun görmediği bir yatırım enstrümanı portföye giremez. Bu ek denetim katmanı, fonun nasıl yönetildiğine dair güven sağlar.

Dördüncü avantaj fon mülkiyetinin katılımcıda kalmasıdır. Geleneksel sigortada ödenen prim doğrudan sigorta şirketinin geliri olur; katılım sigortasında ise katkı payı ortak fona aittir, şirket bu fonun yöneticisi konumundadır. Bu yapı, sigortalının kendi parasının hangi havuzda durduğunu ve hangi mekanizmayla işletildiğini bilmesini sağlar; finansal şeffaflık açısından geleneksel sigortadan ileri bir nokta sunar.

Son olarak yıllık raporlama ve şeffaflık yükümlülükleri katılım sigortacılığında daha kapsamlıdır. Yönetmelik gereği şirketler yılda en az bir kez katılım finans uyum raporu hazırlamak, Danışma Komitesi uygunluk görüşünü almak ve internet sitelerinde komite üyelerinden risk fonunun yatırım yapısına kadar birçok bilgiyi yayımlamak zorundadır. Bu yapısal şeffaflık, katılımcının ürünü satın aldığı şirket hakkında geleneksel sigortaya kıyasla daha geniş bir bilgi setine erişebilmesini sağlar.

Katılım Sigortasının Sınırları

Katılım sigortasının avantajlarını konuştuktan sonra sistemin gerçekçi sınırlarına da yer vermek gerekir. Çünkü hiçbir sigorta modeli her ihtiyaca her durumda uygun değildir ve karar verirken sınırları görmek tıpkı avantajları görmek kadar önemlidir.

İlk sınır sektörün hala görece dar bir oyuncu havuzuna sahip olmasıdır. Türkiye’de hayat dışı katılım sigortacılığında faaliyet gösteren şirket sayısı geleneksel sigortacılığa kıyasla çok daha azdır. Bu, fiyat ve teminat karşılaştırması yaparken seçenek sayısının daha sınırlı olması anlamına gelir. Geleneksel sigortada onlarca şirketten teklif alıp karşılaştırma yapabilirken katılım tarafında bu havuz daraltılmış olur.

İkinci sınır ürün çeşitliliğinin bazı branşlarda eksik olabilmesidir. Kasko, trafik, DASK, konut, sağlık ve seyahat sağlık gibi temel branşlarda katılım modeliyle ürün bulmak mümkündür. Ancak daha niş ürünlerde (örneğin bazı kurumsal sorumluluk sigortaları, özel mühendislik sigortaları ya da bazı mesleki sorumluluk türleri) katılım versiyonu bulunamayabilir veya yalnızca tek bir şirket tarafından sunuluyor olabilir. Bu durumda katılım tercihiyle ürün ihtiyacı arasında bir denge kurmak gerekir.

Üçüncü sınır prim avantajının her zaman var olmamasıdır. Katılım sigortası “daha ucuz sigorta” değildir; primler her şirkette risk hesaplamalarına göre belirlenir ve katılım şirketlerinin primleri geleneksel sigorta primlerinden sistematik olarak daha düşük ya da daha yüksek değildir. Aynı araç, aynı sürücü profili için katılım ve geleneksel teklifleri yan yana koyduğunda fark birkaç yüz lira ile birkaç bin lira arasında her iki yöne de eğilebilir. Bu yüzden katılım tercihi bir fiyat tercihi olarak değil, bir model tercihi olarak yapılmalıdır.

Dördüncü sınır bakiye iadesinin garanti edilmiş bir kazanç olmamasıdır. Bakiye iadesi, dönem sonunda fonda hasar ödemelerinden ve operasyonel giderlerden sonra para kalmasına bağlıdır. Yoğun hasar yaşanan bir yılda fon ekstra ödeme yapmak zorunda kaldığında bakiye oluşmayabilir ve katılımcılara dağıtım yapılmayabilir. Üstelik bakiye iadesi her şirkette zorunlu bir uygulama değildir; bazı şirketler bakiyeyi sonraki döneme aktarır, bazıları sosyal amaçlı kullanır, bazıları ise farklı modellerle değerlendirir. Bu nedenle “katılım sigortası yaptırırsam yıl sonunda bana para döner” beklentisiyle hareket etmek doğru olmaz.

Son olarak fiyat-teminat karşılaştırması açısından geleneksel sigortada bulduğun bazı kampanya ve indirimleri katılım tarafında bulamayabilirsin. Geleneksel sigorta şirketleri yoğun rekabet ortamında dönemsel indirimler, üye kampanyaları, banka anlaşmaları veya kredi kartı taksit avantajları sunabilir; katılım tarafında bu yapı daha sınırlıdır. Yine de bu farklar piyasa koşullarına göre değişir ve karar vermeden önce teklif karşılaştırması yapmak en doğru yaklaşımdır.

Hangi sigorta için teklif almak istiyorsun?
Ürünü seç, kısa formu doldur, şirketlerin tekliflerini tek ekranda gör.

Kaynakça

[1] Diyanet İşleri Yüksek Kurulu – Sigortanın Dini Hükmü Nedir?

[2] Diyanet İşleri Yüksek Kurulu – Bireysel Emeklilik Sistemi Caiz midir?

Recai Emre Özkan
Recai Emre Özkan
Sigortavizz Yazarı
Sigortavızz Ortak Kurucusu Emre; sigorta sektöründe 15 yıla dayanan deneyimiyle, tüm sigorta branşlarında uzmanlığa sahiptir. Türkiye’de sigorta bilincinin gelişmesi ve karmaşık poliçe süreçlerinin sadeleştirilmesi için çalışmalar yürütmektedir. Mevzuat, ürün tasarımı ve müşteri deneyimi alanlarındaki bilgisiyle Sigortavızz’ın güvenilirlik temelini oluşturan isimdir.
Tüm Yazıları Görüntüle
Bu yazıyı paylaşmak ister misin?

Benzer Yazılar